| |
Doğal
ve Yapay Aydınlatma
Yeni bir binanın
projesini çizdiğinde mimarın ilk vereceği karar
kullanılacak ışık kaynağının cinsi ve
dolayısıyla uygun aydınlatma üzerine olacaktır.
Bu karar projesinin kalbidir, zira bu kararın
neticeleri, bina yönlenmesi, inşaat malzemeleri
(renk, doku, parlaklık açısından) , mekanik
teçhizat, pencereler, katların .-'
yüksekliği,mekanların derinliği ile ilgili
sonradan verilecek tercihleri etkileyecektir.
Bütün bunların doğru olarak
gerçekleşebilmesi için geniş bir aydınlatma
bilgisine sahip olunması gerekir.
Gün ışığı ile aydınlatmanın ve suni
aydınlatmanın sahip olduğu farklılıkları
sayesinde -mimariye önemli bir şekilde pay
vermek için her kaynağın sahip olduğu
niteliklerin bilinmesi gerekir.
Mimarların mekanları daha derin
projelendirmeleri ve. dolayısıyla , camların,
büro, okul ve fabrika gibi mekanları tek
başlarına aydınlatamamaları sonucu gittikçe daha
.fazla sayıda, bilinçli olarak iklimlendirme
veya mimari kaygılardan .dolayı az
pencereli ve hatta tamamen penceresi mekanlar
yapılmaktadır. Roedler, yapılan işin nedenini
açıklamaya bile gerek "duymaksızın tamamen gün
ışığından yoksun, penceresiz sınıflar inşaa
edildiğini söyler.
Acaba böyle tasarımlarda aydınlatmanın
sorumluluğunu taşıyanlar gün ışığı ile yapay
ışık arasındaki (spektral yapı, sabit aydınlık,
seviyesi, monotonluk) gibi farklılıkların bu
günkü teknolojik seviye ile çözümlendiğini
söyleseler bile, acaba insanın binlerce yıl
sonucu adapte olduğu gün ışığının yerini yapay
ışık kaynakları alabilir mi?
Her iki ışık kaynağının fiziksel farklılıkları
olmasına rağmen, her ikisini de Helmholtz
tarafından kurulan fizyolojik optik esaslarına
göre algılıyoruz ve her iki ışık türü de
birbirinden farklı, birbirinin yerini alamayacak
psikolojik duyulanma meydana
getirebilmektedirler. Fakat acaba aşağıda bazı
çalışmalardan alarak özetleyeceğim gün
ışığındaki özellikler, suni aydınlatmada var
mıdır?
1986 yazında Kaliforniya, Long Beach'te yapılan
2. Uluslararası gün ışığı aydınlatması ve
tasarım konferansında en çok katılım olan oturum
"Gür ışığı aydınlatmasındaki psikolojik
unsurlar" olarak ifade edilmiştir. Pencerelerin
sağladığı görünüm çalışmalarında insanların ilk
başta, ot ve ağaç gibi doğal elementler içeren
manzaraları, ikinci olarak ta insan içeren
."manzaraları tercih ettiğini göstermektedir.
Çalışmalardan hangi şekildeki pencerelerin daha
fazla doyum sağladığı konusunda ortak bir görüş
çıkmamaktadır.
Bu konferansta Judigh K.Heerwagen, hastanelerde
ki pencereli yoğun bakım ünitelerindeki
hastaların, penceresiz yoğun bakım
ünitelerindekinden daha çabuk iyileştiğini
gösteren çalışmalar sunmuştur.
Michigan Üniversitesinde 1965 te yayınlanan
"Environmental Case Study"
adlı bir yayında benzer bir karşılaştırma
yapılmıştır: Penceresiz bir sınıfta okuyan
çocuklarla,
normal pencereli bir sınıfta okuyan
çocuklarla ilgili üç yıllık eğitim programının
karşılaştırılması sonucu;
ortalamanın üstünde öğrenim
seviyesine sahip olmalarına
rağmen,
penceresiz sınıfa ait çocuklarda verim,
pencereli
sınıfta okuyan daha vasat çocuklara
nazaran düşmektedir.
Yoğun bakım ünitelerinde çalışma yapan Heerwagen,
bir binanın içinden doğaya bakmak, yaşamanın
doyum (psikolojik)sorunundan da Öte bir şey
olduğunu öne sürmüştür. Bu da kanımca ışığın
biyolojik boyutu üzerine çalışmalar yapan
Hollwic'in çalışmalarıyla
açıklanabilir.
Helmholz'dan beri, psikolojinin ve göz tedavi
bilimlerinin bütün ders kitaplarında, gözün
yalnız tek fonksiyonunun çevrenin, biçim ve
rengin gayet hassas bir şekilde aks ettiren, bir
kamera gibi kabul edildiği
okutulmaktadır diyen F. Hollwich, uzun
zaman gözün ikinci fonksiyonun qözardı
edildiğini söyler. Bu ikin ci fonksiyon da
organizma ve vegetatif sinir sisteminin çevre
ile günlük ve de mevsimsel aydınlık
oynamalarıyla bağlantılı olmasıdır, Hollwich
tarafından görme şeridinin "Enerjetik kısmı"
olarak tanımlanan gözün bu ikinci fonksiyonu
çevrenin ışık etkilerini organizmaya taşımakta
ve böylece insanların doğal gün ışığının günlük
açık-koyu değişimi ve güneş ışınımının mevsimsel
değişimleri ile bağlantısını kurmaktadır.
Peş peşe araştırmalarla, göz aracılığı ve görme
yörüngesinin ener-jetik kısmı ile ilgili ışığın
bu etkisi, hayvansal organizmalarda
belirlenmiştir. Dışarıdan göz aracılığı ile
alçılanan ışık impulsları, görme yörüngesinin
enerjetik kısmı üzerinden; su, şeker ve hormon
dengesi, kandaki eosinophil hücreler, karaciğeri
fonksiyon değişimleri ve böbrek üstü bezlerinin
çalışması üzerine etkili olmaktadır.
Konu bu kadar geniş boyutlara ulaştığında, renk
biliminin didaktik bölümünde insanı "hiçbir
uyarıcıdan ışık kadar etkilenmeyen optik bir
yaratık" olarak tanımlayan Goethe'nin sözlerini
hatırlamamak imkansız gibidir.
Burada ortaya şu önemli soru çıkmaktadır:
Maddelerin kana karışması prosesini veya
münferit organ sistemlerinin fonksiyonlarında
herhangi bir arıza olması kuşkusu olmadan bir
mekanda yapay
aydınlatma, gün ışığının yerini alabilir mi?
Bugünkü teknolojik seviye göz önüne alındığında
şimdilik hayır, ama ileride belki.
Çalışma
Yerlerinin Aydınlatılması
Uygun bir aydınlatma, sadece çalışan insan
üzerinde olumlu psikolojik
etkinin yaratılması için değil, aynı zamanda,
randımanın artması ve iş kazalarının önlenmesi
bakımından da gereklidir. Işığın yetersiz olduğu
kış
günlerinde ve iyi aydınlatılmayan iş yerlerinde
kaza frekansları
yükselmektedir.
Aydınlatma yetersizliğinde, özellikle koyu
renkli maddelerle çalışılan
işlerde, görme fonksiyonu üzerine ileri derecede
yüklenilmesi nedeniyle, kısa
bir süre sonra, yorgunluk belirtileri, görme
bozuklukları ve baş ağrıları
meydana gelir. Özellikle yaşlıların çalıştığı
yerlerde, aydınlanma derecesinin
optimal düzeyde bulunması gerekir. 60 yaşındaki
bir
işçinin 20
yaşındaki bir
gence
nazaran yaklaşık 2-5 katı daha kuvvetli
bir
aydınlığa
ihtiyacı vardır
.
Fortuin'e göre, iyi basılmış
bir
kitabı
okumada, 40 yaşındaki
bir
kişinin
aydınlanma ihtiyacı l olarak kabul edilirse,
değişik yaşlarda, aynı kitabı
okumak için
gerekli aydınlanma ihtiyaçları aşağıdaki tabloda
verilmiştir:
Aşağıdaki Tabloda Yaş Sınırlarına Göre
Aydınlanma İhtiyaçları
|
Yaş Sınırları
|
10-20
|
20-30
|
30-40
|
40-50
|
50-60
|
|
Aydınlanma İhtiyacı
|
0.3-0.5
|
0.5-0.7
|
0.7-1.0
|
1.0-2.0
|
2.0-5.0
|
Doğal Aydınlatma (Gün Işığı
İle Aydınlatma )
En uygun aydınlatma şeklidir. Endüstride,
çeşitli iş şekilleri ve imalat
işlemlerinde, pencerelerden ya da çatıdan
aydınlatma tekniği ile yeterli
aydınlatma
sağlayabilir. Böyle
bir
aydınlatma
tercih
edildiği
zaman,
ışığın
yönü ve
yeğinliği dikkate alınarak, iş istasyonları,
makine ve tezgahların yeri iyi seçilmelidir. Gün
ışığı
ile
aydınlatmada, çalışma yüzeylerinde parlamalar
olmaması, çalışanların gözlerine doğrudan ve
yeğin
ışık
gelmemesi
ve
aydınlatma gereksinime göre makine ve işlemlerin
yerinin
iyi
seçilmiş
olması
gibi temel
yaklaşımlar, özenle, ele alınmalıdır.
Endüstride gün ışığı kullanırken temel yaklaşım,
bu ışığın tüm işlem
alanlarına,
olabildiği ölçülerde eşit
bir
şekilde
dağılımını planlamaktır. Bunun
için, en
uygun aydınlatma yaklaşımının çatıdan aydınlatma
olduğu
bilinmektedir. Öte yandan pencerelerden gelen
ışığın da, zaman zaman dışarı
bakan çalışanların gözlerini dinlendirdiği ve
dış dünya ile ilişkilerini devam ettirerek, bir
açıdan yararlı etkisinin olduğu anımsanmalıdır.
Çatıdan
aydınlatmalarda, testere tipi çatılarda olduğu
gibi, gün ışığının tek bir yönden
geldiği düzenlemelerden kaçınılmalıdır.
Gün ışığı ile aydınlatmanın en önemli sorunu,
ışık şiddetinin gün boyu
değişik düzeylerde olabilmesi ve mevsim
değişikliklerinde, önemli yeğinlik
farklarının söz konusu olmasıdır. Bu tip
aydınlatma projelerinde, normal
koşullarda sağlanan aydınlatmanın belli
ölçülerde düşüşü normal kabul edilir.
İş istasyonlarının ve tezgahların, ışığın
yayılma doğrultusuna paralel
yerleştirildiği işyerlerinde, aydınlatma
düzeyinin yarısına kadar düşmesi pek
önemli bir aydınlatma kaybı olarak kabul
edilmez. Ancak, temelde, gün ışığı
aydınlatması, normal düzeyin % 70'ine indiğinde,
daha aşağı bir aydınlatma
koşulunun oluşmaması için önlemler alınmalıdır .
Gün ışığı ile aydınlatılan bir işyerinde, daha
fazla ışık gereksinimi olan
tezgahlar ya da iş
istasyonları varsa, bunların yapay ışık
kaynakları ile
desteklenmesi gerekir. Gün ışığının
desteklenmesinde, yapay aydınlatma,
sadece gün
ışığı yetmezliklerinde kullanılacak
bir
aydınlatma
düzeni olarak
düşünülmemelidir. Temel yaklaşım, gün ışığı
aydınlatmasının yetersizliklerini dikkate
alarak, aydınlatma düzeyinin dengelenmesidir. Bu
şekilde
bir
düzenleme
yapılırken, yapay aydınlatmanın
ışık
etkisinin
gün ışığına yakın
olmasına ve
gün ışığı kadar aydınlatma etkinliği sağlamasına
dikkat
edilmelidir.
Gün ışığının yeterli yapay ışık
ile
takviyesi,
fabrikada
kullanılabilir
hacim ve
alanları arttırır, gölgelenmeleri ve karanlık
köşeleri
ortadan
kaldırır ve yerleşim yönü nedeniyle yeterli gün
ışığı sağlanamayan
fabrikalarda, aydınlatma düzeyinin
optimizasyonuna katkıda bulunur. Kapalı odalarda
yapay ışık kullanımı, pencerelerden gelen gün
ışığı yetersizliklerini
giderdiği
gibi, gereksiz parlama ve gölgelenmeleri de
ortadan
kaldırır.
Bunun dışında doğal gün
ışığı aydınlatmadan başka fonksiyonlarada
sahiptir. Doğal gün ışığı, çevreye bakış sağlar,
günün zamanını belirler ve hava koşullarının
anlaşılmasını sağlar.
Gün ışığı ölçülmeye
başlandığında hareket noktası yaygın (diffus)
gün ışığıdır. Bu ışık gökyüzü bulutlu ve ışık
gölgeli alanda ölçüldüğünde elde edilir.
Bir oda aydınlatması
dikkate alındığında önemli bir ölçüsü gün ışığı
bölümüdür. Bu değer oda içindeki aydınlık
şiddetinin oda dışındaki aydınlık şiddetine
oranıdır ve aşağıdaki eşitlikle bulunur.
DQ=(Ep/Ea)x 100
Burada:
DQ: gün ışığı sayısı,
Ep: Ölçü noktasındaki
Aydınlık şiddeti,
Ea: Üniform olarak
kapatıldığında gökyüzüyle aydınlatılan yatay
alanın aydınlık şiddetidir.
5 000 lx ile kapı dışındaki
aydınlık şiddeti (Ea) için bir minimum değer
aşağıdaki çizelgede verilen farklı gün ışığı
sayılarındaki aydınlatma ile elde edilir.
Farklı Gün Işığı Sayıları İçin Değerler:
|
İşyerinde DQ
|
İşyerinde
Aydınlatma lx
|
Aydınlatma
ihtiyaçları
|
|
%3
|
150
|
düşük
|
|
%6
|
300
|
düşük-orta
|
|
%10
|
500
|
orta
|
|
%20
|
1000
|
yüksek
|
Gün ışığı sayısı bir oda
içindeki ışık dağılımını belirtmek için
kullanılabilir ve pencere boyutlarının
hesaplanması ve diğer gün ışığı teminine etkili
direkt gün ışığından korunmak için
kullanılabilir.
Yüksek gün ışığı sayısı ve
ışık dağılımı ile fizyolojik olarak istenen bir
özelliktir. Daha yüksek gün ışığı sayısı daha
yapay ışık gerektirir. Bu koşul özellikle kışın
doğrudur, hele uzun Aralık ayında % 10' lük bir
DQ ile ışık yoğunluğu saat 10:00-14:00 arasında
ancak 500 lx lük bir aydınlatmaya ulaşır.
Bu konudaki öneriler
aşağıda özetlenmiştir.
Oda içinde DQ değerleri ve
dağılımı özellikle pencerelerin konum ve tipine
bağlıdır. Aynı zamanda bina çevresi ile
duvarların ve diğer oda yüzeylerinin yansıtma
özellikleri önemlidir. Pencereler için aşağıdaki
önlemler sıralanabilir;
1. Yüksek pencereler ışık
girişi için alçak olanlardan daha etkilidir.
Pencere başlıkları 30 cm' den daha derin
olmamalıdır.
2.
Pencere eşikleri en az masa yüksekliği
seviyesinde olmalıdır. Daha
düşük eşikler,
kışın
odaların
çabuk soğumasına ve parlamadan dolayı
bazı
problemlerin ortaya çıkmasına neden olabilir.
3. Pencereden iş yerine
mesafe pencere yüksekliğinin 2 katından uzakta
olmamalıdır.
4. Toplam pencere alanı
döşeme alanının 1/5 kadar olmalıdır. Ancak bu
ilke son derece genel bir kuraldır. Koşullara
göre değiştirilebilir.
5.
Pencere camı vasıtasıyla, ışığın, etkin olarak
iletilmesi sağlanmalıdır.
Bu durum, gün ışığı aydınlatması için
gereklidir. Şeffaf ( saydam ) cam,
% 90'dan daha fazla bir şeffaflığa sahiptir.
Buzlu cam, cam tuğlaları
veya güneş ışığından yayılan sıcaklığı süzmek
için kullanılmış cam
levhalar, % 30- 70'Iik
şeffaflık değerlerine sahiptirler.
6.
Direk gün ışığına karşın gün ışığı parlamasına
karşın ve ısı radyasyonuna karşın etkili korunma
iyi bir görüş ve termik çalışma ortamı için
önemlidir. En etkili yöntem pencereyi dışarıdan
gölgelemedir. Özellikle uygun yöntem Venetian
kör perde ve uzun perdedir. Venetian yöntemi
pencere içinde ısı radyasyonuna karşı bir koruma
yoktur. Pencere panelleri ayarlı değildir ve
kışın ışık geçişini azaltırlar, yazın ise odadan
ısı geçişini korurlar. Balkonlar, diğer parçalar
problem yaratırlar.
7. Her pencere, güneş ışığını direkt olarak
içeriye taşımalıdır ve bütün
pencereler, çalışma yerinden gökyüzünü rahatça
görebilecek bir
konumda olmalıdır
8.
Binalar arası mesafe bina yüksekliklerinin iki
katı olmalıdır.
9. Mat renkler çalışma
odalarında kullanılmalıdır bu şekilde ışık
yansıması artar ve gün ışığı sayısı yükselir.
Daha yüksek bir gün ışığı sayısı elde etmek
için, avlular ve çalışma
odaları açık renkte olmalıdır.
Sera
Tipi ve Penceresiz Fabrikalar
Modern mimari pencere
oranını arttırmaya yönelmiştir. Bazen bir
binanın dış yüzeyi tamamen cam ile
kaplanmaktadır. Fizyolojik açıdan bina dış
yüzeyinin cam ile tamamen kapatılması kışın
ısıtma güçlüğü yazın yüksek ısı radyasyonu için
güçlük yaratır. Her iki etki oda için ekonomik
olumsuzluk ve güç klimatik problemler yaratır.
Kış aylarında pencereye yakın çalışma yerinde
ısı kaybının etkisi altında yaz aylarında ısı
radyasyonundan dolayı aşırı sıcaklık etkisi
altında çalışma durumu oluşur. Ancak dış dünyaya
daha iyi bir görüş getirir ve daha yoğun gün
ışığı alma avantajı yaratır, oda sıcaklığının
kontrolü zorlaşır ve daha pahalı olur.
Üstten Aydınlatma
.
Büyük binalarda yeterli gün
ışığı olmayan bina bölümlerinde tepe ve fan
ışıkları bir avantaj olarak kullanılabilir. İlke
olarak üsten göz kamaştırma parlamaya karşı
aşağıdaki önlemler alınabilir.
1.
Çatıdan aydınlatma
Tepe ışıkları camın uzun
ekseninin genişliği çalışma yerinin
yüksekliğinden az ise geniş düzgün yayılan gün
ışığı sayısına DQ' ya ulaşılır. Bu tip üstten
aydınlatmalı atölyelerde yüksek düzeydeki
yerleşim için uygundur. Bu şekilde makineler iki
taraftan iyi bir aydınlatma olanağına sahip
olurlar.
2. Çatı
sırtı tepe ışıkları
Bu tip aydınlatma üretim
hollerinde çatının merkez hattına cam
konstrüksiyon yerleştirilerek yapılır. Bu tip
aydınlatma yöntemi yüksek hollerde ve merkezden
aydınlatma gerektiren yerler için uygundur.
3. Balık
sırtı çatı tipi aydınlatma (Hollanda tipi çatı)
Bu tip yerlerde aydınlatma
tepe lambalarının pencere üzerine eğimli
yerleşimi ile sağlanır. Bu tip bir düzenleme dış
duvarlarda oldukça fazla gün ışığı sağlar, fakat
parlama tehlikesi yaratır ve merkezi odaya çok
az gün ışığı sağlar.
4.
Hangar çatı tipi aydınlatma
Bu tip ortamlarda çatı
tamamen saydamdır ve tüm alanı kapatır. Çatı
kural olarak; kuzey tarafı 60° güney 30°
eğimlidir. Bu tip düzenlemelerde çok uygun gün
ışığı DQ sağlanır. Bu tip yapılar, özellikle
geniş fabrikalar için önerilir.
Yapay Aydınlatma
Gün ışığından yeter derecede faydalanılamayan
yerlerde, çalışma
koşullarına uygun yapay aydınlatmaya başvurulur.
Son yıllarda, bazı işletmeler, pencereleri
ortadan kaldırmış, klimalı ve sadece yapay
aydınlatma
sistemi ile ışıklandırılmış kapalı bir çalışma
sistemini benimsemişlerdir. Böyle
bir tercihin başlıca
nedeni, bu sistemin ileri derecede homojen
çalışma
koşulları sağlamasıdır. Fakat, doğal ışığın
küçümsenmeyecek derecede olumlu
psikolojik
etkileri olduğu unutulmamalıdır. İnsanda doğal
aydınlığa karşı
gerçek bir
ihtiyaç mevcuttur. Doğal ışığın bu önemi, gece
ve gündüzleri,
aylarca
devam eden kutup bölgelerinde açık olarak
görülür. Bu bölgelere giden araştırma
gruplarının raporlarında, daima, doğal ışık
eksikliğine ve
meydana getirdiği zararlı etkilere
değinilmiştir. Kutup bölgelerinin, yerleşim
bölgeleri olarak kullanılmamasının başlıca
nedeni, soğuktan çok, sürekli bir
karanlığın aylarca devam etmesidir.
Yapay aydınlatma ile büro ve atölyelerin
ışıklandırılması, yapılan işin
türüne ve odalarına büyüklüğüne göre üç şekilde
yapılabilir:
1. Genel Aydınlatma.
2. Genel aydınlatma ile desteklenen kısmi
aydınlatma.
3. Kısmi aydınlatma.
1. Genel Aydınlatma
Genel aydınlatma, bürolar ve çalışma yerlerinin
sabit olmadığı atölyeler için elverişlidir. Bu
tür aydınlatma düzeninde, çalışma
yeri farkı gözetilmeden, tüm oda (ya da atölye)
aynı düzeyde ve aynı biçimde
aydınlatılır.
Genel aydınlatmada lambalar, olanaklar elverdiği
ölçülerde yükseğe
yerleştirilir. Böylece, göz kamaşmasının önüne
geçildiği gibi, ışınların odanın
her tarafına yayılması da sağlanmış olur.
Lambaların yükseğe
yerleştirilmesinin, çalışma yüzeyindeki aydınlık
yeğinliğini azaltacağı
zannedilir. Oysa, komşu lambalardan gelen
ışınlar bu kaybı fazlasıyla karşılar.
Genel aydınlatmada, iki lamba arasındaki
uzaklık, lambaların çalışma
yüzeyine olan yüksekliğiyle orantılı olmalıdır.
Özellikle, tekdüze bir
aydınlatmanın gerekli olduğu çalışma yerlerinde,
bu orana önem verilmelidir, iki lamba arasındaki
uzaklık, lambanın çalışma yüzeyinden
yüksekliğinin 1.5
katını aşmamalıdır
Aydınlatmada tekdüzelik,
lambalar arasındaki uzaklık küçüldükçe iyileşir.
Bu nedenle tekdüzeliğin arandığı işyerlerinde,
çok sayıda, küçük, güçlü lamba kullanmak
gerekir. Tekdüzeliğin önemli olmadığı
işyerlerinde ise, az sayıda, büyük, güçlü lamba
kullanmak, bakım masraflarını azaltacağından,
daha ekonomik olacaktır.
2. Genel Aydınlatma ile
Desteklenen Kısmi Aydınlatma
Bu tür aydınlatma
düzeninde, çalışma yerleri, özel olarak
aydınlatılır. Ayrıca, işyerinin tümünü kapsayan
genel aydınlatma vardır
Bu tür aydınlatma düzeni,
yüksek bir aydınlatma düzeyinin atölyenin tümü
için gerekli olmadığı, ancak bazı çalışma
yerlerinde güçlü aydınlatmaya gereksinme
duyulduğu işyerleri için elverişlidir. Örneğin,
büyük boyutlu, kaba işlerin yapıldığı bir
atölyede, bazı çalışma yerlerinde, küçük
boyutlu, duyarlı işler yapılıyorsa, yalnızca bu
çalışma yerleri yüksek düzeyde aydınlatılır.
Kural olarak, atölyenin tümündeki aydınlık
düzeyi, yöresel olarak aydınlatılan çalışma
yerlerinin aydınlığının kare kökünden düşük
olmamalıdır.
3. Kısmi Aydınlatma
Bu tür aydınlatma düzeni
güçlü bir aydınlatmaya gereksinme duyulan
çalışma yerleri için elverişlidir. Bir atölyenin
tümünü, yüksek düzeyde aydınlatmak çok fazla
masraflı olacağından, yalnızca çalışma
yerlerinin, kısmi olarak aydınlatılması
yeğlenir.
a. Atölyelerin
Aydınlatılması : Bir atölye kısmi olarak
aydınlatılmak istendiğinde, lamba yüksekliğiyle
lambalar arası uzaklık arasındaki orana özen
göstermek gerekli değildir. Çalışma yerleri
de |