| |
Mimarlık Nedir
Osmanlı Mimarisi Nedir
Osmanlı sanatının Türk Sanat Tarihi içindeki
tartışılmaz ayrıcalığı ilk kez onun, standart ve
uyumlu bir üslup geliştirmiş olmasından ileri
gelir. Horasan’dan Filibe’ye kadar uzanan
kuşakta etkili olan Osmanlı Mimari Sanatı zaman
içinde büyük değişimler geçirmiş ve kendini bu
değişimlerden, hakim olduğu topraklar üzerinde
gelmiş geçmiş tüm kültürlerin sentezini yaparak
yaratmıştı. Elbette bu süre içinde belli
dönemlerde bazı kültürlerden daha fazla
etkilenmiş ve bu kültürlerin sanat anlayışlarını
eserlerinde daha fazla yansıtmıştı.Osmanlı
Mimarisi’nin 14.yy dan 20.yy.ın başlarına kadar
uzanan etkinlik süreci bu nedenle üç bölümde
incelenmektedir:
•Erken dönem(14.yy-15.yy)
•Klasik Dönem(15.yy-17.yy)
•Batılılaşma Dönemi(17.yy-19.yy)
Osmanlı Devleti’nin kuruluş
döneminde etkili olan Erken Dönem Mimarisi
İznik, Bursa ve Edirne yapıları tarafından
temsil edilir.Bunların ilk örnekleri İznik’te
bulunur.İkinci payitaht Bursa ise gerek devletin
ilk anıtsal taş yapılarını bulundurması gerekse
Erken dönem Mimarisi’ne damgasını vurmuş “Bursa
Üslubu“nun doğduğu yer olması nedeniyle büyük
bir öneme sahiptir.14.yy.ın ikinci yarısında
devletin merkezi olan Edirne ise bir cami ve
medreseler kentidir. Erken Dönem Mimarisi
özellikle taş işçiliği bakımından Selçuk
Sanatı’nın izlerini taşır.Fakat Bu dönem
eserlerini Selçuklu Sanatı’nın taklitleri olarak
kabul etmemek gerekir: Erken Dönemde klasik
anlayışın ve özgün Osmanlı sanatının ilk
temelleri atılmış;kubbe geleneği ortaya çıkıp
gelişmiştir. Klasik Dönem Mimarisi ise üç
yüzyıllık geniş bir dönemde,imparatorluğun
bütününde etkili olmuş;en parlak örneklerini ise
İstanbul’da vermiştir.Bu dönem mimarisinin baş
yaratıları,dini ve kamusal yapılardır.Özel
mülkiyet anlayışı olmadığından sivil mimariye
ait yapılara pek rastlanmaz.Kamusal ve dinsel
işleve sahip olmayan ilk ürünler dönemin
sonlarında ,batı etkisinin gelişiyle
verilmiştir.Bu dönem, Erken Dönemin mirasçısı
olarak kubbe geleneğini sürdürmüş,Erken Dönemin
sonlarında ortaya çıkan merkezi plan şemasını
geliştirerek onu anıtsal ölçülere
kavuşturmuştur.Bir çokları Osmanlı Klasik
Anlayışının karakteristik özelliği olan ;ana
kubbeyi yarım kubbelerle mümkün olduğunca
genişletme çabasının Ayasofya’ dan etkilenilmesi
sonucu ortaya çıktığını iddia ederler.
İmparatorluğun duraklama dönemine girdiği 17.yy.
sonlarında ve bunu takip eden gerileme döneminde
Osmanlı devlet adamları ve aydınları arasında
reform arayışları baş gösterdi; fakat bu
arayışlar daha çok Avrupa’nın idari ve kültürel
açılardan taklit edilmesi şeklinde gelişti.
Mimaride batılı üsluplar benimsenmeye
başladı.Böylece 18.yy.dan sonra Klasik dönem
eserlerine rastlanmadı,sivil mimari önem
kazandı.
KLASİK OSMANLI MİMARİSİNİN
GENEL ÖZELLİKLERİ
A.Klasik Anlayış
Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u alıp
Osmanlı’yı doğu ve batının birleştiği noktaya
kadar genişletmesiyle devlet yönetiminde doğu ve
batıyı kucaklamak isteyen bir politika önem
kazandı.Bu sentez arayışı kültür-sanata da
yansıdı.Doğulu kaynakların yanı sıra batılı
kaynaklardan da-yalnız burada batı olarak
kastedilen Bizans’tır;Avrupa değil-beslenmeye
başlandı.Bu durumun ilk örneğini ,Selimiye
Camii’nin yapılışına kadar aşılamayacak bir
şaheser olarak kabul edilen Ayasofya
Kilisesi’nin incelenmesi oluşturur. Bu inceleme
gerek estetik gerek teknik açıdan Osmanlı kubbe
mimarisinin gelişimini hızlandırmıştır.
Birçokları tarafından 16.yy. Osmanlı’nın en
parlak dönemi kabul edilir.Siyasi alandaki
getirileri açısından bu yargının ne derece doğru
olduğu tartışılabilir;fakat sanatsal açıdan
özgün Osmanlı Mimarisinin en olgun devrini
16.yy. de yaşamış olduğu su götürmez bir
gerçektir.Bu durumun temel sebepleri şöyle
sıralanabilir: a-Sınırların büyük bir hızla
genişlemesine paralel olarak imar faaliyetleri
hız kazandı böylece mimaride büyük gelişim
yaşandı. b-16.yy.da çağını en büyük güçlerinden
biri haline gelen Osmanlı buna paralel olarak
kültürel alanda da en olgun devrini
yaşadı.Kendisinden önceki kültürleri
sentezlemeyi tamamlayarak kendi kültürünü
oluşturdu. c-Devletin ekonomik açıdan oldukça
güçlü olmasıyla sanatsal çalışmalar
desteklendi.Büyük binaların yapılması mimariyi
gelişmesi için hem zorladı hem teşvik etti.
d-Özellikle mimari alanda bir birini izleyen
anıtsal nitelikli yapılar gözden geçirildiğinde
bu dönem deki sanatsal üslupta sultanın ne kadar
etkili olduğu ortaya çıkar.Sultanlar Osmanlı
Devletinin büyüklüğüne uygun,onu mimari alanda
simgeleştirecek özelliklere sahip eserlerin
yapılmasına ön ayak oldular.Bu simgesel
eserlerle sultanlar tanrıya bağlılıklarını
bildirirken bir yandan kendi varlıklarını
duyuruyorlardı(bu durumun kanıtı kamusal işlevi
olmasına rağmen külliyelerin onu yaptıran
sultanın varlığıyla özdeşleşmesi,bu yapıların o
sultanın adını taşımasıdır).Bu soylu ve yüce
amaca uygun olarak mimari de şaheserler
yaratmalıydı. Dönemin ileri gelenlerinin de
hünkarın yolunu izlemesi mimarinin gelişimini
hızlandırdı. Klasik estetik doruk noktasına
ulaştı. Klasik Osmanlı Mimarisi gündelik hayatın
gereksinimlerini karşılayacak yapılarda
ifadesini bulur.Yani diğer bir değişle klasik
anlayış değişen çağla beraber değişen gündelik
yaşamın ihtiyaçlarını erken dönem sanatının
karşılayamaması üzerine ortaya çıkmıştır.Bu
özelliğinden dolayı klasik Osmanlı mimarisinde
yapının en önemli özelliği işlevselliğidir.
Mimarın amacı ise işlevselliği kapatmayacak
ölçüde sanatsal yönü de olan yapılar ortaya
koyabilmektir.Böylece Klasik Dönem yapılarında
abartıdan uzak duruldu,sade ve dengeli
kompozisyonlar oluşturulmaya çalışıldı.
15.yy.dan 16.yy.a kadar uzan dönemde (mimari
halkın ihtiyaçlarına yanıt veren bir araç olarak
ele alınması ve özel mülkiyet kavramının var
olmaması nedeniyle) kamusal yapılar ön plana
çıktı.Bulunduğu yerde ,halkın tüm
gereksinimlerine yanıt verecek bir yapılar
topluluğu olan külliyelerin inşası hız
kazandı.Böylece hem kentleşme kontrol altına
alınmış oluyor hem de devlet sosyal
yükümlüklerini bir kerede yerine getirmiş
oluyordu. Ayrıca bu yapılar vakıflar arayıcılığı
ile yönetildiğinden hem devlete yük olmuyor hem
de yapıyı yaptıran bina üzerinde bir hak iddia
edemiyordu. Böylece de binalar tamamen halkın
kullanımına açık oluyordu.
B.Klasik Mimarinin Tarihsel
Gelişimi
Osmanlı Mimarisi bir çok alanda mirasçısı olduğu
Selçuklular’ dan mimari alanda
ayrılır.Osmanlılar ve arasında görülen en büyük
fark Selçuklular’ın süslemeyi yani biçimselliği
Osmanlılar’ ınsa mekan kullanımı yani
işlevselliği ön plana çıkarmış olmasıdır.Ayrıca
Osmanlılar’ da dini mimariye daha çok önem
verildiği görülür.Bu farklılıklarına karşın
Osmanlılar özellikle erken dönemde Selçuklu
sanatından etkilenmişlerdir.Örneğin Osmanlılar
Selçuklu bezemelerini kullanmışlar fakat onları
biraz sadeleştirmişlerdir. Erken Dönem Mimarisi:
Bursa okulunun tek kubbeli yapılarıyla başlayıp
Edirne okulunun çift yada çok kubbeli
yapılarıyla devam eden bir dönemdir.Bursa
okulunun etkisinin daha baskın olduğu görülür.
Bu dönem mimarlarının temel arayışı aydınlık ve
ferah mekanlar yaratmaktır. Topkapı
sarayı,Çinili Köşk,İlk Fatih Camii bu dönem
mimarisinin en iyi örnekleridir. Devrin sonunda
inşa edilen Üçşerefeli Camii planı açısından
Osmanlı Klasik Mimarisine ilk adım sayılır:İç
avlulu plan tasarımı ve ana kubbe anlayışının
oluşturulması Klasik Anlayışın gelişinin
işaretleridir.
Klasik Dönem 15-16.yy.:
Bu dönem Osmanlı mimarları camii mimarisinin
özelliklerini belirlemeye çalıştılar.Ayrıca
merkezi plan sorunun nasıl çözüleceği sorusuna
yanıt aradılar. Bu dönem mimarlarının baş amacı
her yönden ve herkes tarafından görülebilecek
kadar yüksek ve heybetli yapılar yaratmaktı. Bu
Dönem camilerinde kubbeli ve yan kubbeli bir
örtü sistemi kullanıldı.Bu tavan dörtlü filayak
sistemi ile dengelendi.Yukarıdan aşağı
genişleyen bir kütle kompozisyonu (prizma
biçimli yapılarla hiyerarşik ,basamaklı bir
görünüm) tasarlandı.Ana kütle ve kubbe arasında
daha uyumlu bir geçiş yapabilmek için kubbe
kasnağı sınırlı yükseklikte tutuldu:Bu dönem
yapılarında kullanıla kubbeler tam yarı küre
şeklinde değildi.(Selatin camilerde) Minare
sayısıysa iki veya dörttü. Bu dönemde kullanılan
yapı malzemeleri küfeki taşı ve mermerdi.
16-17.yy.(Sinan Dönemi)
İmparatorluğun ekonomik alandaki refahını
yansıtan büyük boyutlu eserler yapıldı.
Şehircilik çalışmaları önem kazandı. Mimari
elemanların ölçüleri ve kompozisyonları yeniden
düzenlendi.:Ana kubbe genişletildi;yan mekanlar
kullanışlı hale getirildi;filayak sayısı altı ve
sekize çıkarıldı. Yapı malzemelerinde yalınlık
ön plana çıktı.Ayrıca renkli taşlar da yapılarda
kullanılmaya başlandı. 17.yy. da ,16.yy.ın
etkileri görüldü.Batı etkisi henüz kuvvetli
olmadığından bu dönemde Osmanlı kendi kaynakları
açısından kısırlaşmamıştı,hala özgün eserler
verebiliyordu..Fakat Osmanlı’nın duraklama
dönemine girişi,iç karışıklıklar,ekonomik
sıkıntılar mimaride büyük atılımlar
gerçekleştirecek büyük boyutlu yapıların
inşasını engelledi.Bu nedenle bu dönemde
İmparatorluğun büyüklüğünün anısını yaşatacak
eserlerle yetinildi. Özetle mimari de devletle
birlikte duraklama dönemine girdi.
Batılılaşma Dönemi
18.yy(Lale Devri):
18.yy.da Lale Devri ile
Osmanlı mimarisinde önemli değişiklikler
yaşandı.Batılı yaşam tarzının benimsenmesiyle
mimaride de batı etkisi hissedilmeye
başlandı.Batılı üsluplar tercih edilmeye
başlandı.Bunun sonucunda Klasik Osmanlı
mimarisinin etki alanı daraldı,bir süre sonra da
klasik anlatış yerin tamamen batılı üsluplara
bıraktı.
Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa özellikle
Paris ve Viyana’dan getirttiği projelerle
İstanbul’un imarına el attı:Haliç ve Kağıthane
Dersi gezinti yerleri haline
getirildi.Kağıthane’de padişah için Sadabad
Kasrı inşa edildi ve etrafı lale bahçeleriyle
bezendi.Batılı tarzdaki binaların yöneticiler
tarafından da benimsenmesiyle varlıklı kesimler
arasında lale yetiştirme ve köşk yaptırma modası
başladı.Böylece deniz kenarındaki semtler moda
oldu:Üsküdar,Beylerbeyi, Bebek,Fındıklı,
Alibeyköy , ve Topkapı… Köşk modası cami
mimarisinde de etkili oldu :”Yalı camii”denen
deniz kıyısı camileri yapılmaya başlandı.
19.yy(Tanzimat Dönemi):
Tanzimat ile birlikte batılılaşma hareketleri
daha da hızlandı.Tamamen barok ,rokoko,neogotik
ve amper üslupları etkin oldu. Şehir yeni
alanlara doğru genişlemeye başladı.Boğaziçi ve
Sarıyer’e iskan arttı.Ayrıca alt yapı ve kent
hizmetleri gelişti:Haliç’e köprü
kuruldu;tünel(metro),atlı tramvay,Şirket-i
Hayriye(deniz taşımacılığı yapan bir şirket)
açıldı.Külliyelerden bağımsız ilk hastane (Vakıf
Gureba Hastanesi) hizmet vermeye başladı. Batılı
yaşam tarzının orta kesimler tarafından da
benimsenmesiyle lüks tüketim arttı.Mobilyalar
evlere girdi ve böylece binalar buna uygun
yapılmaya başlandı.Aynı zamanda yazlık ve kışlık
adeti başladı ve bu nedenle ev fiyatları arttı..Suriçi
ve Beyoğlu kışlık ,Boğaz ,Kadıköy ve Adalar ise
en gözde yazlık semtler arasındaydı.Kentin
yerleşim dokusu değişmişti. Mimari kamusal
alanda hizmet vermeyi bırakıp bireye hizmet
etmeye başladı. Bu dönemin en önemli camileri
Nuruosmaniye Camii,Dolmabahçe Camii,Aksaray
Valide Camii ve Nusretiye Camiidir.
MİMARLIK VE USTALIK
A.Mimarlığa Yaklaşım
Osmanlı insanı dinin etkisiyle her şeyin
kendisine tanrı tarafından kusursuz verildiğine
inanır.Ona göre insana düşen tanrının yarattığı
parçaları doğru şekilde Osmanlı toplumunun bir
ferdi olan mimar da bu anlayıştan
soyutlanamaz.Dolayısıyla mimar miri toprak
düzeninin ve dini inancının yarattığı durallığı
taşıyan ürünler verecek ,mimariyi bir
kompozisyon sanatı olarak görecektir.Bu nedenle
Osmanlı klasik mimarisinde yeni formlar yaratma
amaçlı bir çalışma görülmez.Örneğin birkaç çeşit
kubbe ,pencere vardır;mimar bunları bir legonun
parçaları gibi birleştirir.Osmanlı mimarının
yaratıçılığı ve becerisi ,mazmunları ve ses
kalıplarını birleştirip “söz legoları”ndan şiir
yaratan şair gibi parçaları ne derece doğru
(uyumlu, göz okşayıcı ve işlevine uygun)
birleştirebildiğiyle ölçülür.
Her şair dili bilir ama o dilin sözcüklerini art
arda dizmekteki becerisidir şairin başarısını
yaratan.Mimar için de durum aynıdır:mimarın
elinde bir pencere vardır;şekli şemali bellidir
yada caminin tepesinin kubbe ile kapatılacağı;
minarenin ince, uzun, ve sivri olacağı;caminin
iç mekanının kare biçimde olacağı açıktır ama
kaç pencerenin nasıl sıralanacağını belirlemek
,kubbelerin nasıl dağılacağını tasarlamak
mimarın teknik hakimiyet,sanatsal yetkinlik ve
yaratıcılığına bakar.Sonunda Sultanahmet
Camii’ndeki gibi mekan çiğ ışığa da boğulabilir;
ışık Süleymaniye Camii’ndeki kutsallık duygusunu
arttıran bir elemana da dönüşebilir.
Elbette mimar ve edebiyatçıyı eş saymak olanaklı
değil.Kullandıkları araçların (söz ve taş)
farklılığından çok hitap ettikleri kesimlerin
farklılığından kaynaklanır bu: Her şeyden önce
mimari yüzünü halka
ise saraya.Birinin amacı işlevsel
olmaktır diğerinin ki*dönmüştür;divan şairi ise
biçimsel mükemmeliğe ulaşmak.Diğer bir farkta
biçimsel alanda görülür:mimari yalındır
,edebiyat ise süse boğulmuştur. Osmanlıda
mühendis yoktur; bu görevi mimar üstlenmiştir.Bu
nedenle mimarın ustalığının bir diğer ölçütü
onun araziyi doğru kullanabilme becerisi,teknik
birikimi ve hassasiyetidir(Klasik dönem eserleri
değerlendirilirken teknik açıdan da
değerlendirilmelidir). Örneğin Mimar Sinan
Osmanlı tarihinin herkesçe bilinen tek mimarıdır
çünkü o hem mühendis hem mimar olarak kusursuz
denecek binalar yaratmıştır.Bu nedenle Sinan’ın
eserleri Klasik dönem anlayışın çok iyi
yansıtır.
Elbette Osmanlı mimarları sadece teknik eleman
veya kompozisyoncu değillerdi.Her ne kadar
biçimler belli olsa da her mimar eserinde farklı
anlatım yolları ve teknikler denerdi.
B.Mimarların Yetişmesi ve Örgüt Düzeni
Klasik Osmanlı Mimarisi 15-18.yy.lar arasında
oldukça geniş bir alanda etkin
oldu.İmparatorluğun her yerine yayılan bu mimari
anlayış ilk ağızda tüm yapıların aynı mimari
kurum tarafından yapıldığı izlenimini verir.Oysa
Osmanlı’nın çok kültürlü yapısı ve geniş
toprakları göz önüne alındığında bunun imkansız
olduğu anlaşılır.Belgelerden ülke genelinde imar
faaliyetlerini denetleyen ve organize eden altı
mesleki kuruluş bir de ek olarak bir teşkilatın
var olduğu anlaşılmaktadır.Bu teşkilatlar
doğrudan yada dolaylı olarak merkeze
bağlıdırlar.
Ehl-i Hiref Teşkilatı:Ehl-i Hiref sanat sahibi
esnaf anlamına gelir.Teknik yönü ağır basan ve
özel uzmanlaşma isteyen işlerle(süsleme,
bezeme…) uğraşanların teşkilatıydı.Bu teşkilat
çeşitli zanaatlara ait bölükler halinde
örgütlenirdi.Devşirmeler arasında yetenekli
olanların alınıp yetiştirilmesi yada kendi
dallarında becerilerini kanıtlayanların
kaydedilmesi yoluyla kuruma insan
kazandırılırdı.Örgüt üyeleri sarayın
ihtiyaçlarını karşılamak ve padişahın yaptırdığı
mimari eserleri süslemekle yükümlüdürler.Saraya
bağlı bir teşkilat olduğu için üyeler ulufe
alırlar.Buna karşın atölyeleri saray dışında
bulunur. Örgüt çok sayıda zanaat kolunu
içerdiğinden yaratılmasına katkıda bulunduğu
yada benimsediği başkent üslubunu ülkenin her
yanına yayabilmekteydi. Hassa Mimarları
Ocağı:Anadolu Selçukluları;Beylikler ve Erken
Osmanlı Döneminde düzenli bir mimarlık örgütü
bulunmuyordu.Oysa Fatih’in İstanbul’u dünya
başkenti yapma tutkusu ,hızla gelişen ve büyüyen
devlet ciddi ve kapsamlı bir mimarlık örgütünün
varlığını zorunlu kılıyordu.Bu ihtiyacı
karşılamak için önce Hassa Mimarlık Ocağı
kuruldu ve ardından ocağın alt kuruluşları
olacak taşra teşkilatlarının düzenlenmesine
geçildi.Devletin ocağa sunduğu imkanlar v mimari
alanda yaptığı yatırımlar artıkça ocak da
kendini geliştirdi ve klasik üslubun ilk
basamaklarına ulaşıldı.1538’den sonra ocağın
başına getirilen Mimar Sinan’ın çalışmaları
sonucu kuramsal ve uygulamalı dersleriyle(resim,menazır,hesap,hendese=geometri,mimarlık
dersleri) ocak bir okul niteliği kazandı ve
16.yy.da gelişmesini tamamlayarak kendine bağlı
alt birimler olan taşra teşkilatları sayesinde
tüm mimari faaliyetler üzerinde etkili oldu.
Hassa Mimarları Ocağı sarayın Birun (dış
hizmetler) örgütü içinde yer alan şehr’ emaneti
(belediye) örgütüne bağlı yarı askeri bir
ocaktı; Topkapı sarayı içindeki Sepetçiler
Kasrı’nda eğitim veriyordu.Ocak içinde
hiyerarşik bir düzenleme vardı:Yeniçeri
Ocağından seçilen yetenekli gençler veya saraya
bağlı bazı sanatçılar usta-çırak ilişkisi içinde
eğitim görürlerdi.Ayrıca öğrenciler mimarlık
dışında en az bir sanat daha öğrenmek
zorundaydılar.Ocak içinde bu ek zanaata
,deneyimlerine ve yönetimsel kadrodaki yerlerine
göre sınıflandırılırlardı. Hassa mimarlarının
görevleri şunlardı: Kamuya ait tüm yapıların
planların yapmak, keşif bedellerini denetlemek ,
yapım işlerini yürütmek, onarımlarını yapmak
veya yaptırmak Askeri yapıların yapım ve
onarımı, askeri yolları açılması ve
tamiri,köprülerin yapımı, konaklama yerlerinin
ve menzillerin düzenlenmesi ile ilgilenmek Saray
dışından kimselerin yaptırmak istediği yapıların
planlarını yapmak veya incelemek;bu yapıların
malzeme ve inşaat hesaplarıyla
ilgilenmek,binalara yapım izni vermek Şehre
gelen inşaat malzemelerinin kalitesini ve
bunları satan dükkanları ;sıvacı,duvarcı ve
marangozların ehliyetlerini denetlemek Tüm
vakıfların tamirat ve onarımını üstlenmek ve
bunların yapım-onarım masraflarını onaylamak
Donanmanın ihtiyacı olan kereste,seren vb.
malzemeyi zamanında hazırlamak Ordu
Mimarları:Hassa mimarları ocağı içinden seçilip
askeri mimarlık işlerinde uzmanlaşan kişilerden
oluşur.Savaş zamanında orduyla sefer
çıkar,ordunun geçeceği köprüleri kurar,alınan
savunma yapılarını(kale vb.) onarırlardı.Barış
zamanında sınırlar üzerindeki askeri yolların
keşif ve onarımı yada yenilerinin yapıyla
görevlendirilirlerdi. Eyalet
mimarları:Genellikle Hassa mimarları ocağında
yetişmiş tımar sahibi kişilerden oluşurdu.Bunlar
gittikleri yerlerde sürekli hizmet
ederlerdi:bulundukları eyaletin inşaat esnafı ve
işçileriyle eyalet sınırlarında yer alan savunma
yapılarını onartır ve güçlendirirlerdi
Bölge Mimarları:Hassa mimarlarına vekaleten
belli bir bölgenin toplu yerleşme birimlerindeki
inşaat işlerini düzenlemekle
yükümlüdürler.16.yy.ın başında görevleri çok
fazlayken daha sonraları kent mimarlarının
kurulmasıyla işleri, kolaylaşmıştır. Kent
Mimarları:Şehirleşmeler sonucu devletin kent
ölçeğindeki bir çok yerleşme biriminde inşaat
malzemelerinin kalitesi ve fiyatlarıyla
yapıların denetlenip düzenlenmesi ihtiyacı
doğmuştu.Teşkilat bu ihtiyacı karşılamak üzere
kuruldu.Kent mimarı unvanı babadan oğla geçerdi.
Vakıf Mimarları:Külliye niteliğindeki yapıların
arasından sorumlusu olduklarının bakım ve
onarımı ile ilgilenirlerdi. Maaşları vakfın
tahsisatından karşılanırdı.Görev yapabilmek için
ustalıklarını kanıtlayan ehliyeti hassa
mimarlarına onaylatmak zorundaydılar.Vakıf
Mimarlığı kişi ölünceye dek süren bir görevdi v
e bu kişiler kent mimarları arasından seçilirdi.
C.Önemli Mimarlar
Mimar Hayreddin(15.-16.yy.):II.Mehmet ve II.Bayezit
dönemleri arasında yaşadı.Edirne’deki II.Bayezit
külliyesinin mimarı,klasik Osmanlı Mimari
geleneğinin öncüsüdür.Sinan’ın ustasıdır. Mimar
Sinan:Kayserili Hıristiyan bir ailenin
çocuğudur.Devşirme yolu ile yeniçeri ocağına
alınmış ,yeteneğiyle dikkat çekmiş ve 48
yaşındayken mimarbaşılığa getirilmiştir. Davut
Ağa(?-1598):Sinan’ın öğrencisidir.Onun ölümünden
sonra mimar başı oldu,III.Murat ve III.Mehmet
dönemleri boyunca bu görevde kaldı.Eserlerinden
en önemlileri Sarayburnu’ndaki Sepetçiler Kasrı
ve İncili köşk ile Sultanahmet Külliyesi
içindeki III:Murat Türbesi’dir.Yeni Camii’nin
inşasına başladıktan bir ay sonra vebadan
ölmüştür. Dalgıç Mehmet Ağa(?-1608):Davut Ağa’
nın ölümünden sonra mimarbaşı oldu. Yeni Camii’
yi tamamladı.III:Murat Türbesi’ni tamamladı.
Sedefkar Mehmet Ağa(?-1618):Sinan’nın öğrencisi
olup Dalgıç Mehmet Ağa’ dan sonra mimarbaşı
oldu. İstanbul’dan götürdüğü yapı ustalarıyla
birlikte Mekke’de Kabe’yi Medine’de Mescid-i
Nebevi’ yi onardı.Sultanahmet Camii ve
Külliyesi’ni yaptı.
Kasım Ağa(1570-1660):Arnavut
kökenlidir.Üsküdar’daki, çinileriyle ünlü Çinili
Külliye’ yi yaptı.Davut Ağanın yaptığı
Sepetçiler Kasrı’nı genişletti.Saray
entrikalarına(Sultan İbrahim
entrikaları)azledilerek boğduruldu.Böylece
Mimarbaşının eceliyle ölünceye dek görevde
kalması geleneği bozuldu. Mehmet Tahir
Ağa(18.yy.):III.Mustafa ve I.Abdülhamit
zamanında mimarbaşlık yaptı.Fatih Camii’ni
yeniledi.I:Abdülhamit adına Hamidiyye
Külliyesi’ni (Bahçekapı)inşa etti. III.Mustafa
adına yaptığı Laleli camii batılı etkilerle
klasik Osmanlı sanatının birleşimi olup doğacak
batılılaşma hareketinin habercisidir.
YAPILAR
A.Yapıların Genel
Özellikleri
1-sadelik ve işlevsellik:
2-merkeziyetçilik ve teklik:Klasik dönemde sanat
tekliği vurguladı.Bu özellikle camilerin örtü
sisteminin ortada büyük bir kubbe ve onu
çevreleyen yan kubbeler şeklinde tasarlanması ve
tek odalı mekanlar yaratılması olarak kendini
gösterdi.Bu durum iki şekilde
yorumlanabilir:Birincisi bu anlayışın
tanrının,Osmanlı’nın ve sultanın
eşsizliğini,biricikliğini simgelemesidir.İkinci
ise duruma tasavvufi açıdan yaklaşır;tekliğin
öne çıkarılmasının nedenin ikilikten kurtulup
vahdet-i vücuda karışma isteği olduğunu söyler.
Aslında merkeziyetçilik kendini daha dolaylı
yoldan mimari örgütlenmeye bağlı olarak sanat
anlayışında göstermiştir.Sultanın o dönemki
mutlak gücüne bağlı olarak sanat saray merkezli
gelişmiş ve tüm mimari faaliyetlerin denetimi
saraya bağlı mimarlık örgütü Hassa Mimar
Ocağı’nın elinde bulunduğu için imparatorluğun
her yerinde saray üslubu hakim olmuştur; bütün
yapılar merkezin belirlediği şekilde inşa
edilmiştir.
3-egemenlik:Yapıların tasarımı sırasında yapının
geniş bir alana egemen olmasına(her yerden
görülebilmesi vb.)dikkat edilirdi.
4-çevreyle uyum:Binaların üzerinde inşa edildiği
araziye ile uyum içinde olması ve arazinin
amacına uygun olması dikkat edile başka bir
özelliktir.
5-hiyerarşi, simetri, denge:Kompozisyonlarda
estetik görüntü elde etmek için simetriye (
elemanların dengeli dağılımına) dağılımına baş
vuruldu.Hiyerarşik düzenleme ise kütle
kompozisyonunda kendini gösterdi:Aşağı doğru
genişleyerek inen kütle kompozisyonu
basamaklı,uyum sağlayan görünümü , simgesel
anlamı ve görüntüye hareket kazandırması
nedeniyle tercih edildi.Bu hiyerarşik mimari
tanrı-sultan-tebaa ilişkisinin temsil edilişi
olarak yorumlanabilir.Bu görüntü camilerde
köşelerde kullanılan minarelerle dengelendi.
6-kubbeli örtü sistemi:Yapıların dış görünüşünü
karakterize eden elemanlar yarım küreyi andıran
kubbeler ve düzgün kesme taştan yapılmış
prizmatik bina gövdeleridir.Plan nasıl olursa
olsun alt kütleyi örten tek veya çok (art arda
iki eş kubbe veya ortada büyük kenarlarda küçük
yarı ve tam kubbeler) kubbeli tavanlar
kullanılır.Kubbe binaya derinlik kazandırdığı;
basıklığı değiştirilerek farklı iç mekanlar
yaratılmasına izin verdiği; mekanı
genişlettikleri;alt kütlenin hantal görüntüsünü
yumuşattığı ve simgesel anlam taşıdığı için çok
tercih edildi.Hiçbir örtü sistemi onun yerini
tutamadı.
B.Sinan Üslubu
Osmanlı‘nın en ünlü mimarı Mimar Sinan’dır.Oysa
Sinan herhangi bir buluşa imza
atmamıştır.Misal,klasik anlayışın ortaya çıktığı
ilk yapı olan II.Bayezit Camii onun eseri
değildir.Ayrıca Sinan’ın yapılarında kullandığı
kubbe,yarım kubbe,birkaç şerefeli minareler,
kemerler, tonozlar ondan önce defalarca
uygulanmıştır.Sinan’ın büyüklüğü mimari
geleneğin zengin birikimini yeniden ele alıp
yeni boyutlar ve oranlarla farklı bir estetiğe
ulaşmak için çabalarken elde ettiği başarıdan
kaynaklanır.O,ölçü ve oranlar üzerinde çalışarak
klasik mimarinin temel doğrularını ortaya koymuş
,böylece “Sinan Okulu denen kavram ortaya
çıkmıştır.Sinan okulunun en önemli özellikleri
şunlardır:
1-Yapının işlevine ve üzerinde inşa edileceği
araziye en uygun olan planın tercih edilmesi
2-Yatay ve düşey doğrultuda gözü rahatsız
etmeyecek bir kütle kompozisyonuna
gidilmesi,hantallık ve sert geçişlerin önüne
geçilmeye çalışılması
3-Yapı elemanlarının büyüklüklerinin bir tam
sayının katları olmasına dikkat edilmesi
4-Abartılı veya detaycı süslemelerden
kaçınılması,bunun yerine teknik işlerde titiz ve
detaycı olunması
5-Kubbe tasarımının sürekli geliştirilmesi
6-Yapı elemanlarının çok işlevli
kullanımı(örneğin Sinan’ın eserlerinde kubbeye
geçiş elemanı olarak kullanılan mukarnasların
statik-kubbeyi taşımak-,estetik-uyumlu geçiş
sağlamak- ve akustik-sesin dağılmadan
yansımasını sağlamak- işlevi vardır)
7-Kagir Karkas tekniğinin kullanılması(Bu
ağırlığın kemerlere ve ayaklara verilmesini
,duvarlara hiç yük binmemesini sağlayan ,Sinan
tarafından bulunmuş bir tekniktir.Böylece
duvarlar yıkılsa bile kubbe ayakta kalacak;hem
de duvarlar inceltilerek yapının görünümü
zarifleştirilebilecektir.) Sinan üslubu klasik
anlayışın standart çizgisini yansıtır.Klasik
dönem boyunca Sinan üslubu korunmuştur.Bu
mimaride farklı mimarların eserleri arasındaki
fark onların değişik etnik kökenlerinden
değil,ayrı dönemlerde yaşamalarından ileri
gelir:köken farkı genel mimariyi farklı bir
çizgiye çekmemiş,yerel bir çok yapıda bile saray
üslubunun ağırlığı görülmüştür.Bu
mimarların,devletin en ücra yerlerine kadar
nüfuz edebilen örgüt düzeninden kaynaklanır.
C.Klasik dönem Yapıları
Klasik Osmanlı mimarisinde ne cami,ne türbe,ne
de mescit tek başına mevcut yapılar
değildir.İnşa,şehircilik ve site anlayışına
bağlıdır,bir birlik ifade eder.Camiinin yanı
sıra imaret(fakirlere yardım eden sosyal yardım
kurumu), medrese(lise ve üniversite), şifahane(
hastane)ve bina topluluğunun yapıldığı yere göre
kervansaray, hamam, çarşı, bedesten, arasta,
çeşme vb. yapılar birlikte inşa edilir.Bu yapı
topluluğuna külliye denir.
1- Türbeler ,Mescitler,Camiler ve Külliyeler
Cami,mescit ve türbeler külliyeler içinde
bulunur,onları tamamlardı.Bunun dışında dinsel
yapılar olması dolayısıyla,ibadet edilen
herhangi bir mekanın kutsallığının ötesinde
dinsel isteklerin simgesi olarak kabul edildiler
ve.Bu durum özellikle camilerde daha baskındı;
bu nedenle uzun süre camiler şehirlerdeki
külliyelerin merkez binası olarak inşa
edildiler.
Türbeler yeniliklerin denendiği yapılar olarak
bir çok değişim geçirdi.Dah çok çokgen planlı
türbeler yapıldı;bezeme sanatı yoğun olarak
kullanıldı(örnek:Şehzade Mehmet
Türbesi).Türbenin ihtişamı ise gömülü olan
kişinin konumuna bağlıydı(örnek:Kanuni Sultan
Süleyman Türbesi).17.-18.yy.da türbeler
medreselerle birleştirilerek tekil yapılar olma
özelliklerini kaybettiler.Buna karşın
ihtişamları arttı(örnek:İbrahim Paşa Türbesi,
İstanbul, 1603)
3-Medreseler ve Eğitim Yapıları
Temelde Selçuklu ve Beylikler Dönemi mimarisinin
şemasını yansıtırdı.15. ve 16. yy.da medreseler
sekizgen yada kareplan dahilinde
yapılıyordu,derslik bölümü kubbeliydi.Devletin
gelişip güçlenmesi 16.yy.da medrese yapımında
yeni tekniklerin kullanılmasını sağladı.17.yy.da
ulemanın iyice güçlenmesiyle medreseler
külliyenin merkez yapıları oldular, ardından
külliyeden koptular.
İlk Osmanlı kitaplıkları (Halil Paşa
kitaplığı-Kayseri-, Köprülü Kitaplığı-İstanbul)
17.yy.da inşa edildi.
4-Kervansaraylar
Yollar üzerinde veya büyük yerleşim yerlerinde
külliye bünyesinde de ayrı olarak da inşa
edilebilirdi.Bezemelerin az kullanıldığı
yapılardı.Yollar üzerinde inşa edilenleri
külliyenin merkez elemanı olarak tasarlanırdı.
Kervansaraylar vakıf yoluyla işleyen
yapılardı.Otel olarak hizmet verdikleri gibi
zanaatçılar tarafından atölye olarak da
kullanılırlardı.Ayrıca sefer zamanı ordu
buraları konaklamak için
kullanırdı.Konaklayanların can ve mal
güvenliğinden kervansaraycı sorumluydu.
16.yy.da doğu-batı ticaretinin Akdeniz’den
okyanuslara kaymasıyla Anadolu’daki bazı ticaret
yolları önemini yitirdi.Bu nedenle şehir
kervansarayları önem kazandı.
Klasik anlayışın en ünlü kervansarayları (şehir
kervansarayları) olarak Valide Hanı(1640) ve
Çakmakçılar Hanı;(yol kervansarayı olarak)
Mehmet Paşa Kervansarayı’dır.Ayrıca Ulukışla
Kervansarayı ve Sinan tarafından 15.yy.ın ikinci
yarısında Edirne’de Mimar Sinan tarafından
yapılmış; bu gün otel olarak kullanılan Rüstem
Paşa Kervansarayı da klasik mimarinin ilgiçekici
örneklerindendir.
5-Çarşı ve Bedestenler
Bunlar karşılıklı dükkan dizilerinden oluşan
üstü açık yada kapalı sokaklardır.Daha çok yeni
gelişen yerleşim merkezlerinde külliye
bünyesinde inşa edilirdi.Bu yapıların klasik
üslupta inşa edilmişleri arasında en önemlisi
Vezirköprrü Bedesten ve Arastası’dır(İstanbul).
6-Hamamlar
Bezeme ve zengin örtü sistemlerinin kullanıldığı
yapılardır.Genellikle “yıldızvari” ve “haçvari”
planlarına göre yapılırlardı.17.yy.da külliye
yapısından koptular.En bilinenleri Sirkeci’ deki
Küçük Hamam,Vezirköprü’deki Ayşe Hanım Hamamı ve
Merzifon’daki Paşa Hamamı’ dır.
7-Su Kemerleri ve Köprüler
15. ve 16.yy.larda sürekli göçler sonucu
İstanbul’un nüfusu artmış;zaten kısıtlı olan su
kaynakları şehre yetmez olmuştu.Kanuni Sultan
Süleyman döneminde su sıkıntısının önüne geçmek
için su yolu ve su kemeri yapımına ağırlık
verildi.Bunlar arsında en bilineni Sinan’ nın
bir eseri olan Mağlova Su Kemeri’dir.Ayrıca
çıkılan seferlerde ordunun hareket hızını
arttırmak için bir çok köprü yapıldı.17.yy.da
köprü yapımı çok azaldı.
Bu yapılar genellikle süsüzdür fakat biçimsel
kaygılarla yapılmış olanlarına da
rastlanır.Bunların en ünlüsü dört köprünün
birleştirilmesiyle oluşmuş;taşlar arsına döküle
kurşunla sağlamlaştırılmış Büyükçekmece
Köprüsü’dür.
8-Saray, Köşk ve Yalılar
İlk örneklerine 17.yy.da rastlanır(Sultan Ahmet
Okuma Odası).Osmanlı köşkleri dikdörtgen ve
merkezi hacimli yada çokgen biçiminde
yapılır;çeşitli eklentilerle genişletilmeye
çalışılırdı.Yalılarda ise erken dönem Osmanlı
camilerinin ters T tipi (┴ ) planı kullanıldı.En
bilinen yalılar Yalı Köşkü Sepetçiler Köşkü ve
Çifte Kasırlar’dır.
Klasik Dönem boyunca pek fazla saray
görülmedi.Hatta Kanuni dönemine kadar
İstanbul’da Topkapı Sarayı ve Eski Saray dışında
Osmanlı sarayı yoktu.İlk kez 15.yy.da Makbul
İbrahim Paşa Sarayı’nın yapılması ile bu gelenek
bozuldu.
D-Önemli Camiler ve
Külliyeleri
II.Bayezit Camii ve
Külliyesi
Yapım Yılı: 1501-1506
Yapan Mimar: Mimar Yakup Şah Bin Sultan
Şah(Mimar Hayreddin)
Yaptıran kişi:II.Bayezit
Yapının şehir içindeki yeri:İstanbul’un üçüncü
tepesi üzerinde yükselen Külliye Eski sarayın
doğusunda bulunur.Tüm semte adını vermiştir.
Yapının sanat tarihi açısından önemi:Klasik
Osmanlı Mimari üslubun yansıtan camilerin ilk
örneğidir.Camii mimarisine bir çok yenilik
getirmiştir.
Şehzade Camii ve Külliyesi
Yapım Yılı:1544-1548
Yapan Mimar:Mimar Sinan
Yaptıran kişi:Kanuni Sultan Süleyman (oğlu
Mehmet için yaptırmıştır).
Yapının şehir içindeki yeri:
Yapının sanat tarihi açısından önemi:Eski ve
yeni biçimlerin birleştirildiği bir
eserdir.Kütle kuruluşuna yenilik
getirmiştir.Dengeli ve simetrik yapısıyla ön
plana çıkar.Sinan’a özgü piramit biçimli(aşağıya
doğru genişleyen) camilerin ilk örneğidir.
Süleymaniye Camii ve
Külliyesi
Yapım Yılı:1549-1552
Yapan Mimar:Mimar Sinan
Yaptıran kişi:Kanuni Sultan Süleyman
Yapının şehir içindeki yeri:
Yapının sanat tarihi açısından önemi:Cami ışık
oyunları(her pencereden süzülen ışığın manevi
etki yapması için hangi açıyla nereye düşeceği
hesaplanmıştır), ve yankı değeriyle (akustik) ön
plana çıkar.Ayrıca ağırlık dağılımı Haliç’e
kadar inecek şekilde yapıldığı ve kubbe kemeri
çok iyi hesaplandığı için çökme tehlikesi
altında değildir.
Camii, şehrin neresinden bakılırsa bakılsın
etkileyici görünmesi için şehrin siluetine hakim
bir yerde,dik açı etkisi yapacak piramit şekilli
bir arazi üstünde kurulmuştur.
Selimiye Camii ve Külliyesi
Yapım Yılı:
Yapan Mimar:Mimar Sinan
Yaptıran kişi:II.Selim
Yapının şehir içindeki yeri
Yapının sanat tarihi açısından önemi:
Sultanahmet Camii ve
Külliyesi
Yapım Yılı:1609-1620
|